Gündönümü

“Özlem, özleyenin özlenenin şu anda ne yaptığını — ve, kendi ne yapacağını, bilememesidir.” Okumaya devam et Gündönümü

Reklamlar

2018’de İzlediklerim

“Dünyayı anneler, şairler ve öğretmenler yönetseydi, kimseler sızlanmazdı!” // C. Chaplin Daha önceki yıllarda, The Kid (1921), The Gold Rush (1925), The Circus (1928), City Lights (1931), Modern Times (1936) ve The Great Dictator (1940) gibi birbirinden güzel filmlerini izlediğim Charles Chaplin’in gelişimine tanık olmak için, (belki de onu, bu güzel filmlere hazırlayan) 1914-1919 yılları arasında çektiği, oynadığı 60 küsur kısa filminin pek çoğunu izledim bu yıl. Bu filmlerin hemen hemen tümünde oynayan Edna Purviance’in de hakkını teslim etmek lazım. Çok iyi bir ikili olmuşlar. (Diğer izlediklerimle birlikte izleme sırama göre oluşturduğum listemde ‘başucu filmlerim’ diyebileceklerimi koyu punto ile belirttim. En … Okumaya devam et 2018’de İzlediklerim

2018’de Okuduklarım

Listemi birkaç hafta sonra güncelleyebilirim. 5-6 tane yarım kitabım var. Koyu puntolu olanları tavsiye ederim. Leylim Leylim – Ahmed Arif (İş Kültür) Biz – Yevgeni Zamyatin (İthaki) Kuşlar Sanatı – Pablo Neruda (Can) Satranç – Stefan Zweig (İş Kültür) Bütün Şiirlerinden Seçmeler – Rainer Maria Rilke (İş Kültür) Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu – Stefan Zweig (İş Kültür) Demokrasi Eleştirisi ve Demarşi – Can Aktan (Orion) yakın – Oruç Aruoba (Metis) Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat – Stefan Zweig (İş Kültür) Tezer Özlü’den Leylâ Erbil’e Mektuplar (YKY) Pericles – W. Shakespeare (İş Kültür) Yakıcı Sır – Stefan Zweig (İş Kültür) … Okumaya devam et 2018’de Okuduklarım

BAZI ŞEYLER…

Hiç bitmiyor. Çünkü başlamıyor. Hep bekleniyor. Çünkü beklemiyor. Hiç unutmuyor. Çünkü unutuyor. Bakıyor etrafına, pek çok şey kafkaesk. O da öyle oluyor, zamanla. Alışıyor. İletişimini onun gibi kuruyor. Onun iletişim kurdukları gibi olmayanlarla. Nadiren de tam da öyle olanlarla. Yaşamı çok seviyor ve hiç sevmiyor. Hiçbir şeyi başaramıyor. Başkaları öyle görmüyor. Başkalarını hiç umursamıyor. Açıkça söylüyor, onlara. Açıkça dışlanıyor, onlarca. Hayaller kurarak katlanıyor, hayata. Bir şeyler katmak istiyor, hayata. Hiçbir şey gelmiyor elinden. Yapabileceği hiçbir şeyin eksikliğini çekmiyor, hiçbir insan. Bulamayacağını bile bile arıyor. Aşktan bahsediyor. Sevgiyi bilmiyor. Sevgisini bir kişiye yönlendiriyor. Başka kimseyi sevmiyor. Herkesi seviyor. Sevgisini kimseye yoğunlaştıramıyor. … Okumaya devam et BAZI ŞEYLER…

Bir Liste, İki Hanımefendi ve Biraz Da Bana Dair

Biraz, içimi yazıya dökmek istiyorum. Bu blog oluşturma işine Twitter’da özenerek takip ettiğim bir insanın… (burada insan kelimesini biraz açmak istiyorum. Dün, Arif v 216 filmini izledim. Filmin başlarında Arif’in robot arkadaşı 216 “bu dünyaya insan olmak için geldim” deyince Arif, kapağında Kıvanç Tatlıtuğ’un yer aldığı GQ dergisini suratıyla yan yana getirip tam aynı kelimelerle olmasa da “ben de insan olmaya geldim ama ancak bu kadar oldum” gibi bir şey söylüyor. Dış görünüş… Parantez içinde başka bir parantezle belirteyim, Kıvanç Tatlıtuğ’un kişiliğini ve oyunculuğunu beğeniyorum. Ama sadece ya da öncelikle dış görünüşleriyle insanları değerlendirmek bana anlamsız, yetersiz geliyor. Benim bu … Okumaya devam et Bir Liste, İki Hanımefendi ve Biraz Da Bana Dair

Varoluş Sancısı

Hayatın bir anlamı var mı? Hayatın anlamı nedir? Bir şey mi? Bir kişi —devamlı aradığımız ama bir türlü bulamadığımız bir kişi— mi? Hayatın bir anlamı olmalı mı? Hayatın anlamı bir şey olmak mı? Mesela iyi olmak mı? Ama ne kadar uğraşırsak uğraşalım bizden daha iyiler ve daha kötüler, daha mutlular ve daha mutsuzlar, daha bilgililer ve daha bilgisizler, daha …lar ve daha …lar hep olmayacaklar mı? Öyleyse hayatın anlamı en’leri yaşamak mı? En … olmaya çalışmak mı? Hayat bir yol —zamanda gidilen ve biten bir yol— mu? Hayat kendiliğinden mi bitmeli? Dışında ne olduğunu bilmediğimiz kirli bir oyun —hayat, oynamak … Okumaya devam et Varoluş Sancısı